Modayı baştan yaratan kadın :Miuccia PRADA

Önce "Şeytan Prada  Giyer" filmiyle ardından Papa'nın ziyaretiyle gündeme gelen Prada'nın arkasında Miuccia var. Dünya modasına yön veren Prada’nın arkasındaki tek isim Miuccia Prada, mütevazı aile şirketinin yönetimini 1978’de devraldıktan sonra Prada’yı devler ligine taşımakla kalmadı, dünyanın en zengin ve etkili kadınları arasında da yerini aldı. Özel hayatını ifşa etmekten özenle kaçınan feminist, komünist, entelektüel ve mim sanatçısı Bayan P.’ye dair herkesin aklında aynı soru var: Aslında kim bu kadın?
Modernizm ve kapitalizm el ele verip aynada başlayıp aynada biten bir tüketim kültürü yarattı. Sabah uyandığınızda yaptığınız ilk iş aynaya bakmak ve bir yabancı gibi aksinizi izleyip o günkü ruh halinizi şekillendirmek değil mi? Şehrin çılgın koşuşturmasında vitrinlerdeki görüntünüze takılmıyor mu gözünüz? Otobüs penceresinde kendinizi seyretmiyor musunuz? Peki ne görüyorsunuz? Daha da önemlisi üzerinizde ne var? Daracık bir kot pantolon mu? Sıradan bir palto mu, yoksa trençkot mu? Gömleğiniz mavi mi, kırmızı mı, kareli mi, puantiye mi? İyi bakın, çünkü ne giyiyorsanız o’sunuz. Sıradışı, ilginç, demode, farklı, kariyer düşkünü, anaç, özenli, hırpani, asi, dikkat çekici, sıradan… Başka gözler sizi böyle değerlendiriyor işte, giydiklerinizle… Giydikleriniz ve hatta giymedikleriniz kişiliğinizi, nereye gittiğinizi, nereye varmak istediğinizi ele veriyor. Ve bugün milyarlarca dolarlık moda endüstrisi o yol haritalarında belli adreslerin altını kırmızı kalemle çiziyor.

Şeytanı bile giydiren Prada gibi…

Bir marka, bir moda fenomeni, bir stil olarak Prada’nın uzun yıllardır hayatımızda var olduğunu sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Evet, Prada’nın tohumları 1913’te İtalya’da, Mario Prada ve erkek kardeşi tarafından atıldı. Ama özellikle 1990’ların başından itibaren Prada’yı Prada yapan isim, Mario Prada’nın torunu Miuccia oldu. Miuccia tasarımlarıyla Prada’yı bir yaşam tarzına dönüştürdü. Modada yalınlığı, entelektüelliği, şatafattan imtina eden lüksü, kendine güveni, bir adım önde gitmeyi, bağımsızlığı simgeleyen bir yaşam tarzına... Çünkü ne tasarlıyorsan o’sun aslında.

Tıpkı Prada’nın Miuccia’sı gibi…İLK ADIM MARIO’DAN

Mario Prada
ve erkek kardeşi 1913’te Milan’da açtıkları iki mağazada çanta ve ayakkabının yanı sıra çeşitli eşyalar satıyordu. Mario Prada hırslı ve dikkatli bir adamdı. ImageEn önemlisi Avrupalı olma idealinin ne anlama geldiğinin, Avrupa kültürünün şıklık ve zarafetle birleşen unsurlarının farkındaydı. Mağazada satılan gümüşleri Londra’dan, kristalleri Avusturya’dan getirtti. Çanta ve ayakkabılarında en kaliteli materyalleri kullandı. Bu sayede hem Avrupa hem ABD sosyetesinde hatırı sayılır bir ün kazandı. Zamana ayak uydurmasını da bildi. Klasik Prada çanta ve bavulları ağır mors derisinden yapılıyordu. Hava taşımacılığı giderek daha fazla tercih edilmeye başlayınca, bu ağır çantaların işlevini yitireceğini anladı ve şirketini hafif çantalar imal etmeye yönlendirdi.

Ancak İtalya’da moda dünyası hareketlenip yeni markalar ve akımlar ortaya çıkınca Prada da ilk yıllardaki hızını yitirerek sadece bavul ve çanta satan, mütevazı bir mağazaya dönüştü. 1970’lerde Milan’daki tek mağazası iflasın eşiğine gelmişti ki kurtarıcısı Miuccia ufukta göründü.

Dünyanın en zengin 100 kişisi listelerinden inmeyen, Time dergisinin 20. yüzyılın en etkili isimleri arasında gösterdiği Miuccia Prada’nın moda dünyasının tüm görkemine rağmen başarılı bir iş kadını, iyi bir anne ve sıkı bir İtalyan olmaktan öte kaygısı yok. Defilelerin ardından avuçları patlayana kadar alkışlayanlara genellikle sahne arkasından başını hafifçe uzatarak el sallamakla yetiniyor, nadiren röportaj veriyor ve aile şirketinin sırlarının aile içinde kalması gerektiğini savunarak ketumluğundan ödün vermiyor. Gerekçesi net: “Röportaj verirken kendimi asla rahat hissetmiyorum. Çünkü insanların nasıl düşündüğümü anlamalarını istemiyorum.”

Dolayısıyla merak onun ismiyle birlikte yazılıyor neredeyse.

Tabii bir de isim meselesi var… Moda dünyasının ünlü tasarımcıları genellikle ilk adları ya da soyadlarıyla anılır. Ancak Miuccia sözkonusu olduğunda ya Bayan Prada, ya lâkabı Miu Miu ya da kısaca Bayan P. tercih ediliyor…

Peki Bayan P.’nin moda serüveni nasıl başladı?

Sandığınız gibi değil... Yani Miuccia sırtını aile mirasına dayayıp basamakları hızla tırmanmadı aslında. Zaten daha önce söylediğimiz gibi 1950’lerden itibaren büyükbaba Prada’nın çanta markası irtifa kaybetmiş, Gucci gibi devlerle boy ölçüşemez duruma gelmişti. Miuccia da başlangıçta moda dünyasında bir kariyer yapmayı hayal etmiyordu. Tam tersi bu gösterişli dünyanın albenisine karşın, o tabulara meydan okuyan bir feminist, sınır tanımaz bir komünist olmayı yeğledi.

Babası II. Dünya Savaşı’nın ardından her şeyden el etek çekince, mağaza yönetiminin sorumluluğunu da annesi devralmıştı. Sert, katı, kuralcı bir anne; her türlü aşırılığın tukaka edildiği bir çocukluk; yalnız ve izole geçen bir ergenlik… 15’ine geldiğinde Miuccia’nın statükoya savaş açması boşuna değildi yani. Kendi deyimiyle “münasebetsiz” sayılan ne varsa onun peşinde koştu ve garip bir şekilde münasebetsizlik kavramı yaratıcılığının düsturu oldu.


FEMİNİZM, KOMÜNİZM VE MODA

Modada taptığı ilk isim Yves-Saint Laurent’di. Anne baskısından kurtulduğu kolej yıllarında bir yandan “moda için, giysiler için, güzellik için” çıldırırken bir yandan komünist bildiriler dağıtıyor, ama YSL markalı kıyafetler giymekten ve kocaman, abartılı şapkalar takmaktan kaçınmıyordu. 1970’lerde ziyaret ettiği Çin Halk Cumhuriyeti bu entelektüel İtalyan gencine “geleceğe dair bir umut” aşılarken komünizmi seçmesi çok doğaldı Miuccia’ya göre. Ardından Milan Üniversitesi’ne girdi, siyaset okudu, doktorasını yaptı… Bu arada beş yıl boyunca Milan’daki Piccola Tiyatrosu’nda mim çalıştı. Neden mi? “Çünkü arayışta olduğum bir dönemdi. O sıralarda hayatımda bir sürü çılgın, garip şey oluyordu ve mim sanatının da garip bir ambiyansı, tuhaf insanları vardı. O yüzden sevdim. Bedenini ve zihnini kontrol etmekle ilgiliydi. Bir disiplin ekolüydü. İşte bana da bu kaldı zaten - disiplin. Üç gün boyunca bedeninin bir yerini doğru şekilde kullanmaya odaklanmak. Bu beni baştan çıkardı, çünkü şimdi de farklı bir şey yapmıyorum. Bir yere odaklanıp onu doğru yapmak…”

Ve sonra 1978’de yapmayı düşündüğü en son şeyi yaptı: Prada’nın yönetimini annesinden devraldı. Tek amacı aile şirketinin göçüp gitmesine engel olmaktı. Şaşırtıcı ama ilk zamanlar moda dünyasında şöhrete kavuşmamak adına elinden geleni ardına koymadı. Sadece çanta tasarlarım, parmağımı bile kıpırdatmam, diye tutturdu. Saplandığı ikilem günümüze kadar yakasından düşmedi Miuccia’nın. 2004’te New Yorker’a “Giysi tasarlıyorum. Çok salakça. Ama ne yaparsın ki benim işim bu” diyecek kadar acımasız davrandı kendisine. Acımasızlığını kıran tek kişi kocası oldu.

Hukukçu bir aileden gelen Patrizio Betrelli, başlangıçta Prada’ya deri tedarik ediyordu. Miuccia mağaza yönetimini devralınca tanıştılar ve bir yıl içinde evlendiler. Hemen ardından Miuccia’nın moda dünyasına bomba gibi düşen ilk çanta tasarımı geldi. Paraşüt kumaşından yapılan, minimalist çizgiler taşıyan, günlük kullanımda büyük kolaylık sağlayan bu model özellikle çalışan kadınların gözbebeği oldu. Bayan P. çantadan başka bir şey tasarlamam diye tutturduğunda ise kocası Betrelli, “Sen modacı olmak zorundasın” diyerek son noktayı koydu. Ardından mali işlerin sorumluluğunu üstlenip ayrıntılara düşkünlüğü sayesinde yaptığı keskin gözlemlerle karısının yaratıcılığını şekillendirmesine yardım etti. Prada’yı yaratan ikinci isme dönüştü.

Miuccia 1989’da ilk hazır giyim koleksiyonunu tanıttığında kelimenin tam anlamıyla yer yerinden oynadı… Modacıların karşısında genç kızlıkla dişilik, seksapelle masumiyet, entelektüellikle titizlik arasında gidip gelen yepyeni bir kadın tipi vardı: Pilili etekler, ütülü ve düzgün gömlekler, hırpani botlar; yalın, sade okullu çizgiler… Bu İtalyan modası değil diyenler çıktı. Haklıydılar, bu daima modanın birkaç sezon önünde ya da gerisinde gitmekten hoşlanan, kimsenin denemediğini denemeye bayılan Miuccia’nın modasıydı. Haddinden fazla seksi görünümlü kadınların çağının geçtiğini, artık doğallığın prim yapacağını muştuluyordu… 1995’te erkek modasına el atarak yine Pradalığını konuşturan tasarımlar sıralamaya girişti.

Okul üniformasını andıran kıyafetler tasarlamak başlangıçtan itibaren Miuccia’nın takıntısı oldu. “Üniformaları seviyorum çünkü çok usturuplular ve içinde kendinizi gizleyebiliyorsunuz” dese de bu takıntının kökleri yine çocukluğuna uzanıyor aslında. Büyükbaba Mario, iş ilişkilerinin de etkisiyle Avusturya ve Alman kültürüne hayrandı. Hitler’in geçit törenlerine bayılır, tutkusunu ailesine de yansıtırdı. Miuccia’nın erkek kardeşine üniformamsı kıyafetler, Miuccia ile annesine de Bavyeralıların üstü dar, altı kloşlaşan elbiselerini giydirirdi. Miuccia tasarımlarında aynı çizgiyi sürdürmekle kalmadı günlük hayatında da bu tür kıyafetleri tercih etti.

ImageZaten onun hakkında en fazla merak edilen şeylerden biri bu; yani nasıl giyindiği… Genel tanım ise şu: Ne çok hırpani ne de fazlasıyla seksi. Aslında normal kelimesinden başka bir karşılığı yok. Tıpkı olması gerektiği gibi 50’lerini süren bakımlı bir kadın. Nadiren makyaj yapıyor. Hele rakibi sayılabilecek İtalyan ekolü Donatella Versace ile karşılaştırıldığında alışverişe çıkmış ev kadınından farklı görünmüyor. Zaten diğer tasarımcılardan kaçıyor ve sosyal organizasyonlara çoğu kez katılmıyor. 16 ve 18 yaşlarındaki iki erkek çocuğunun annesi: “Ben bir anne ve bir eşim. Modadan başka ilgi alanlarım da var. Moda sadece benim işim.”

Ancak son yıllarda modaya ilişkin görüşlerinde ciddi bir değişim hakim. Belki olgunlaştığından, belki yaşamı farklı bir açıdan görmeye başladığından… “İnsanlar nasıl giyindikleriyle ilgilenmediklerini söylediklerinde tepem atıyor. Her sabah üstlerine bir şeyler giyiyorlar ve modayı reddettiklerini söyleseler bile üstlerinde bunu gösterecek kıyafetler olmak zorunda. Stile savaş açmak bile kendini ifade etme biçimidir.”

Türkiye ve Prada kelimelerini yan yana getirdiğinizde ise karşınıza tek bir adres çıkıyor: Beymen. Çünkü Prada koleksiyonları Türkiye’de sadece ve sadece Beymen’de satılıyor. Gördüğü ilgi de tahmininizden çok daha fazla. Beymen’in bu yıl Prada’ya yatırdığı para 9 milyon dolar civarında, yani Türkiye Prada’nın dünyadaki sekizinci büyük pazarı. Ancak Prada felsefe itibarıyla başka bir mağazayla işbirliğine gitmeyi reddediyor, yalnızca Beymen’le çalışırım diyor.


TEZATLAR KRALİÇESİ

Miuccia çok akıllı bir kadın. Entelektüel onu tanımlayan en doğru kelime belki. 1992’de Prada’dan bağımsız bir marka olarak tasarladığı Miu Miu ile bu yönünü daha çok ortaya çıkarmaya başladı. Bir anlamda ailesine ve topluma isyan ettiği, yaşlı adam süveterleri ve erkek ayakkabılarıyla dolaştığı gençlik yıllarının orta yaşlarına düşen çığlığı oldu Miu Miu: “Miu Miu biraz acayip bir marka, dolayısıyla entelektüel olarak algılanıyor. Bense Miu Miu ile eğlendiğimi söyleyebilirim. Prada için tasarım yaparkense daha ciddi sorulara cevap arıyorum… Ama klasik olanı alaşağı etmeye de bayılıyorum.”

Gerçi “tasarım yapmak” noktasında biraz durmak gerekiyor. Çünkü Miuccia tasarımlarını sadece zihninde yapıyor. Ne bilgisayar ne kalem ne de kâğıt… Kullandığı yegâne “araç” hayalgücü. “Bir şeyin nasıl görüneceğiyle asla ilgilenmedim. Genel olarak bir fikir üzerine,
Image
Aynı zamanda Pandomim sanatçısıda olan Miuccia Prada, markayı adeta yeniden yarattı.
konsept üzerine çalışırım. Kendimi koleksiyonun içine hapseder, sonra tüm parçaları biraraya getiririm” diyor. Bu süreçte arkasındaki güçlü ekibe çok iş düşüyor elbette. Bir bilgisayarı bile olmayan Miuccia’nın hayal gücünden kopan sayfaları kanlı canlı çizimlere dönüştürmek Fabio Zambernardi’nin önderliğindeki tasarım ekibinin görevi.

Miuccia’nın en önemli kişisel meraklarından biri de mimari ve dekorasyon. New York’taki Prada mağazası farklı çalışmaları, kendine özgü tavrı ve imza attığı binalarla günümüzün en sıradışı mimarlarından biri olarak gösterilen Rem Koolhaas’ın eseri. Tokyo’daki mağaza ise Londra’daki Tate Modern’in ünlü İsviçreli ikilisi Jacques Herzog ve Piere de Meuron’a emanet. Üç mimarın da dünyanın en prestijli mimarlık ödülü Pritzker’i kucakladığını söylersek Miuccia’nın entelektüel ilgisinin boyutlarını daha iyi anlayabilirsiniz. Ya da şöyle devam edelim: 1993’te kocasıyla birlikte kurduğu Prada Vakfı Anish Kapoor, Louise Bourgeois, Marc Quinn, Tom Sachs gibi güncel isimlerin ilginç çalışmalarına ev sahipliği yapıyor; ayrıca Tribeca Film Festivali’ni destekliyor ve Milan’daki San Raffaele Üniversitesi’nin felsefe bölümüne katkıda bulunuyor. “Çanta satmak için sanat yapma fikrinden hep nefret ettim. Bu vakıf çanta satmakla ilgili değil, güzellikle ilgili” diyerek vakfının nefes aldığı yerlerden biri olduğunu ima ediyor sanki.

Yıllık geliri yaklaşık 1.6 milyar dolar olan bir şirketin tepesindeki Miuccia Prada’nın nefes aldığı bir diğer yer evi. Şimdiye kadar onun hakkında okuduklarınızı birbirine ekleyip evinin nerede olduğunu tahmin edebileceğinizi umuyorum. Hadi sizi yormayalım. Hâlâ Milan’da doğup büyüdüğü evde yaşıyor… Yani tezatlar kraliçesi her hareketiyle moda dünyasını şaşırtmaya inatla devam ediyor…

Ahu ERKIVANÇ YILDIZ/chronicledergisi

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !